

İslam dünyasında büyük bir coşku ve manevi huzurla karşılanan Kurban Bayramı, sadece et kesmekten ibaret olmayan, derin anlamlar barındıran mübarek bir ibadettir. Her yıl Zilhicce ayının 10. gününde başlayan bu bayram, hem Allah’a teslimiyetin hem de toplumsal yardımlaşmanın en güzel örneklerinden biridir.
Kurban Bayramı, Hz. İbrahim’in Allah’a olan sadakatinin ve teslimiyetinin nişanesi olarak hatırlanır. Bu yönüyle, bayramın en temel faziletlerinden biri Allah’a yakınlaşma (kurban kelimesinin kökeni “yakınlık” anlamına gelir) arzusudur. Kurban kesmek, müminin Allah’a olan bağlılığını fiili olarak ifade ettiği bir ibadettir.
Bayram günlerinde yapılan ibadetlerin sevabı da oldukça büyüktür. Peygamber Efendimiz (s.a.v), kurban kesen kişinin daha ilk damla kanla birlikte günahlarının affedileceğini müjdelemiştir. Ayrıca, Kurban Bayramı, yardımlaşma ve paylaşma ruhunu da pekiştirir. Kesecek imkanı olan müminler, kurban etini ihtiyaç sahipleriyle paylaşarak toplumsal dayanışmanın canlı kalmasına katkıda bulunur.

Hanefi mezhebine göre kurban kesmek, belirli şartları taşıyan müminler için vacip bir ibadettir. Bu şartlar şu şekilde sıralanabilir:
Vacip olan kurban, Zilhicce’nin 10, 11 ve 12. günlerinde kesilebilir. Bu süre zarfında kurban kesmeyen kişi, maddi imkanı olduğu halde bu ibadeti yerine getirmemiş sayılır ve bunun kefareti olarak sadaka vermesi gerekir.
Kurban ibadetinde önemli olan sadece hayvan kesmek değil, bu ibadetin taşıdığı maneviyatı idrak etmektir. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sizin takvanız ulaşır.” (Hac Suresi, 37. Ayet)
Bu ayet, kurbanın özünün niyet ve teslimiyet olduğunu vurgular. Kurban kesen kişi, Allah’a olan sadakatini ve şükrünü ifade ederken aynı zamanda toplumdaki kardeşlerine de el uzatmanın huzurunu yaşar.