21. yüzyılın bilgi, teknoloji ve dijital çağında insanlık kaybettiği değerlerin derdine düştü. İnternetin ve sosyal medyanın kirli sularında nesiller kaybediliyor. Aileler parçalanıyor insani değerler git gide yok oluyor, nefsi arzuların tatmini noktasında akıl almaz işler yapılıyor. İcimizi kanatacak, kanımızı dolduracak şeylerle hergün yüzleşiyoruz. Bu sorunlar artarak büyüyor ve devam ediyor. Maalesef bir sorunumuz da savaşlarda ve soykırım yapılan yerlerde bu teknolojiler ile atılan fosfor bombaları dronelerle hedef alınan insanlar, gelişmiş silahlar, uydular vs. kötülüğün elinde insanların başının belası oluyor. Yeryüzünde Müslümanların kanını akıtmaya devam ediyorlar Gazze’de Arakan’da Doğu Türkistan’da Sudan’da Lübnan’da Suriye’de ve daha nice mazlum coğrafyalarda insanlık açgözlü menfaat perestlerin hedefi halinde.
Yeryüzünde bu kadar zulüm varken insan olan başını yastığa rahat koyamıyor özellikle Müslümanlar olarak pasifliğimizin geri duruşumuzun acısını ciddi manada çekiyoruz ve zamanı geldiğinde bize dokunacak olan zulmün şimdiden yollarını açıyoruz. Oysa Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmuştu “Müʼminler birbirini sevmekte, birbirine acımakta, birbirini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvları da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa dûçâr olur.” (Buhârî, Edeb, 27)Ne oldu neden uykusuzluk veya ateşli hastalık bizlere musallat olmadı, acaba müslüman mı değiliz? diye insanın bir sorgulayası geliyor. Elhamdülillah diyoruz tabii ki müslümanız fakat hastayız. Bir bedende bir yer zarar görürse kan hücreleri hızlı bir şekilde orayı onarım için harekete geçer fakat bizi harekete geçirmiyor, çünkü bu vücuttaki kan hücreleri hasta. O yüzden savunma yapamıyor, iyileşemiyor ve tedavisi yapılmayınca yavaş yavaş bütün bedene yayılıyor ve öldürüyor. Hızlı bir şekilde yeniden tedavi olmak zorundayız manen, imanen ve inanarak gaybe iman noktasında kendimizi güçlendirerek yakalandığımız tüm hastaliklardan bananeci, söylemlerden bir an önce kurtulmaliyiz. Allah’ın huzuruna çıkıp hesap vereceğimizi unutmadan bunun için hazırlıklı olmalıyız, hazırlanmalıyız. Rab’bimiz bize neden Gazze’yi kurtarmadın diye sormayacak belki fakat Gazze ve tüm mazlum beldeler bu haldeyken sen ne yaptın? Muhakkak bunun hesabını soracaktır.
Allah’ın gücü ve kuvveti her şeyin üzerinde biz buna iman etmiş müslümanlar olarak şunu da çok iyi biliyoruz ki Rabbimiz bizden bir gayret görmek istiyor. Bir hareket bekliyor ve bu bizim için bir imtihan. Tıpkı Hicretin Gelini Hz. Hacer gibi yavrusu İsmail ile birlikte ıssız vadilerde çaresiz kaldığında oturup beklemeden haline ağlamadan Safa ile Merve arasında oradan oraya koşuşturarak aynı hareketleri hiçbir şey elde etmese de yaparak ama oturmadan yorulmadan oflayıp puflamadan sığındığı Rabb’inin rahmetini bekleyerek umut var olarak koşuşturuyor biliyor ki Allah gayret edenlerin gayretini boşa çıkarmayacak. Bu çabasının karşılığında zemzem gibi bir nimetle nasipleniyor sadece bununla da kalmıyor bu koşuşturması bir ibadet oluyor ve bütün müslümanlar Hz Hacer’i taklit ediyor koşuşturuyor Allah’ın rızası için. Allah şanını böyle yüceltiyor Hz Hacerin, Hz Meryem gibi çaresiz yavrusunu kucağına aldığında bir ses duyuyor “Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün”(Meryem19/ 25) Rabb’inin kudreti yetmez miydi yanında hurmaları var etmeye, ama dalı tutup silkelemesini istiyor bir hareket bir çaba istiyor ve kurumuş hurma ağacından taptaze meyveler dökülüyor Rabbimiz dilerse ve gayret edersek ölmüş ruhlarımız yeniden dirilecek ama bir sirkelenmek gerekiyor üzerimizi kaplamış bu tozu atmak gerekiyor Kara bulutları dağıtmak gerekiyor. Ve Hz Musa gibi “Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asân ile denize vur!” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı, her parça koca bir dağ gibi oldu.”(Şu’ara 26/63) Allah’ın gücü ve kuvveti yetmez miydi Denizi Musa aleyhisselam’a söylemeden ikiye yarmaya amenna muhakkak ki buna güç yetirebilirdi fakat Hz Musa’nın harekete geçmesini bunun için çaba sarf etmesini istedi. Hz Musa gibi asayı yere vurmak lazım hak olanlar ile batıl olanları ayırmak lazım.Bizler oturduğumuz yerde Allah’tan Gazze’yi kurtar Doğu Türkistan’ı kurtar diye dua ediyoruz fakat hareket olmadan berekette olmuyor. Tabi ki dua edeceğiz hemde öyle dertli gözyaşlarıyla seccadeleri ısıtacağız kendi canımız yanıyormuşçasına Rab’bimizden isteyeceğiz ama yola da koyulacağız yolda olacağız Rab’bimiz lütfederse O’nun yolunda öleceğiz ki bu da en büyük şereftir bizlere. Vakit geç olmadan yola koyulalım çünkü mazlumlar, öldürülenler zaten kurtuldu Rab’blerine şehit olarak gittiler. Ama bizlerin yolda olmaya ihtiyacı var Bu dünya ve ahiret saadetimiz için gerekli bize iyi gelecek bizi kendimize getirecek.Selam ve dua ile Allah’a emanet olun.
Yazar: Ayşe BAĞCI