Bazen insanı asıl düşündürmesi gereken, kötülüğü yapan kadar, kötülük karşısında sessiz kalanların hâlidir.
Zalim zaten zalimdir; azgınlığını, zulmünü yapıyor. Peki sen neden böyle hodbin davranıyorsun? Neden yalnızca kendi rahatını, kendi düzenini düşünüyor ve yaşanan zulme sırtını dönüyorsun?
Kötülük sadece zalimin zulmünü yapmasıyla büyümez. Yapılan zulme sessiz kalmak da zulmün yayılmasına ve artmasına büyük katkı sunabilir.
Resûlullah ﷺ, İsrâiloğulları arasında kötülüğün nasıl yayıldığını anlatırken şöyle buyurmuştur:
“İsrâiloğulları arasında bozulma şöyle başladı: Bir kimse günah işleyen birine rastladığında ona, ‘Allah’tan kork! Bu işi yapma; çünkü bu sana helâl değildir.’ derdi. Ertesi gün onu yine aynı halde görür, fakat artık onunla birlikte oturup yiyip içmesine engel olacak şekilde onu uyarmaktan vazgeçerdi. Hepsi böyle yapar hâle gelince Allah onların kalplerini de birbirine benzetti.”
Ardından Resûlullah ﷺ Mâide sûresinin 78-79. âyetlerini okudu:
“İsrâiloğulları’ndan kâfir olanlar, Dâvûd ve Meryem oğlu Îsâ’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Çünkü onlar isyan etmişlerdi ve sınırı aşıyorlardı. İşledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmıyorlardı. Yaptıkları ne fena idi!”
Bu hadis bize çok ağır bir gerçeği hatırlatıyor: Kötülük karşısında sessizleşmek, kötülüğün toplumda normalleşmesine zemin hazırlar. Bir süre sonra insan, karşı çıktığı kötülüğe alışır; alıştığı kötülüğü görmezden gelir ve sonunda sessizliğiyle onun yayılmasına katkı sunar.
Zulüm karşısında susmak, zalimin yaptığı zulmü haklı çıkarmaz; fakat zulmün devam etmesine imkân veren bir sessizliğe dönüşebilir. Çünkü zulüm yalnızca zalimin gücüyle büyümez. Bazen insanların alışması, görmezden gelmesi ve “Bana dokunmuyor.” diyerek kenara çekilmesi de zulüm karşısındaki direnci zayıflatır,zalimi cüretkar yapar.
Bu şekilde davranarak hem zulmün normalleşmesine zemin hazırlamış hem de mazlumun gücünü ve umudunu tüketmiş oluruz.
Bugün boykotu hayatımızın merkezine koymazsak; onu yalnızca geçici bir tepki olarak görüp zulme karşı bir tavır ve vicdanî bir sorumluluk olarak değerlendirmezsek, zamanla yaşanan zulme karşı duyarlılığımızı da kaybedebiliriz.
Boykot yalnızca bir ürünü satın almamak değildir. Neyi desteklediğimizi, paramızın nereye gittiğini ve tercihlerimizin kimi güçlendirdiğini sorgulamaktır.
Binlerce çocuğun ölümü, binlerce kişinin evinden edilmesi, insanların tüm haklarının gasp edilmesi, yalnızca “başkalarının yaşadığı bir olay” değildir. İnsanlık vicdanının karşısında duran bir imtihandır.
Elbette herkesin gücü ve imkânı aynı değil.Her insan zulmü aynı şekilde engelleyemez. Fakat zulmü görmemek için gözlerimizi kapatmakla, elimizden geleni yapamadığımız için çaresiz kalmak aynı şey değildir.
Bazen bir söz söylemek,bazen bir haksızlığı duyurmak,bazen mazlumun yanında olduğunu göstermek,mazlumlar için yapılan bir çalışmaya destek vermek.Bazen de zulme destek veren tercihlerden uzak durmak insanın yapabileceği bir tavırdır.
Mesele başkalarını yargılamak değil; önce kendi vicdanımıza bakmaktır.
Çünkü zulüm karşısında sessizlik, zulmün görünmez, duyulmaz ve sorgulanmaz hâle gelmesine katkı sağlıyor.
Resûlullah’ın ﷺ uyarısı
bu yüzden bugün tüm insanlık için canlı bir mesajdır:
Kötülüğü kanıksama.
Zulme alışma.
Mazlumun acısını sıradanlaştırma.
Gücün yettiğince hakkın ve adaletin yanında dur.
Kıymetli bir hocamızın ifadesiyle:
“Artık boykot etmeyeni boykot etme vakti.”
Çünkü Resûlullah ﷺ’in bu uyarısı yalnızca geçmişte yaşamış bir topluma değil, kötülük karşısında nasıl bir tavır takınması gerektiğini düşünmesi gereken bütün insanlığa yöneliktir.
Acaba bizler hadisi şerifteki ilk uyarıyı yapıyormuyuz ? Yoksa işin boyutu çok daha vahim mi? Onu dahi yapmaktan acizmi kaldık?
Vakit daha çok geçmeden bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Zulüm bu kadar büyümüşken ben nerede duruyorum ne yapıyorum?
Yazar: Ayşe BAĞCI